BASEL II İÇ KONTROL VE İÇ DENETİM

Ülkemizde de uygulamaya girecek olan Basel II gereği firmalarda ve özellikle kobilerde önem kazanacak olan "kurumsal yönetim", ülke olarak kabul ettiğimiz serbest piyasa ekonomisi modelinin başarılı şekilde uygulanabilmesi için vazgeçilmez unsurlardan biri, hatta en önemlisidir diyebiliriz. Bu ilkenin firmalarda uygulanabilmesi de sağlıklı bir iç kontrol ve iç denetimle mümkün olacaktır.

Serbest piyasa ekonomilerinin temelini oluşturan özel girişim ancak kurumsal yönetim anlayışının benimsenmesi ve ilkeli biçimde uygulanması durumunda başarılı olabilir ve kendisinden beklenen işlevleri yerine getirebilir.

Çok iyi bilindiği gibi, bu ekonomilerde, "özel girişim" in ihtiyaç duyduğu uzun vadeli kaynakların tümünün bu girişimcilerce sağlanması mümkün değildir. Son yıllarda yaşanan finansal kriz ve küreselleşme ile birlikte şirketlerin içinde bulundukları yeni rekabet şartları, kurumsal yönetimin öneminin daha da artmasına neden olmuş; şeffaflık ve hesap verebilirliğin yatırımcı güveni üzerindeki etkisi daha da somut şekilde ortaya çıkmıştır.

Gerçekten de, en gelişmiş ekonomiye sahip olan Amerika Birleşik Devletleri'nde ENRON şirketinin bir anda batıvermesi, denetim ve yönetim sistemlerinin, şeffaflığın, hesap verebilirliğin önemini bir kez daha ön plana çıkarmış; bu alandaki ihmallerin ne denli ağır bir maliyeti olduğunu da gözler önüne sermiştir.


Ülkemize dönecek olursak;

Ülkemizde Kurumsal Yönetim anlayışının genel kabul gördüğüne ilişkin maalesef çok fazla örnek bulunduğu söylenemez. Hatta, ülke olarak bu bağlamda, sicilimizin pek parlak olmadığını ifade etmek bile fazla abartılı sayılmaz. Bilindiği gibi, ülkemizde kuruluşlarımızın çoğu aile şirketi niteliğindedir. 2006 yılı itibariyle, 500 büyük şirketimizin yaklaşık dörtte biri halka açık ve bu şirketlerin halka açıklık oranı da ortalama %28 seviyelerinde.

Oysa bu oran İsrail'de % 60.2, Bulgaristan'da şimdiden % 64.1, Mısır'da % 38.7 dir. Şirketlerimizin yönetimi büyük ölçüde aile reislerinin elinde. Yönetim, istisnalar dışında, babadan oğula geçiyor.

Geçişlerde deneyim ve liyakat gibi objektif kriterlerin ne denli uygulanabildiği ise ayrı bir tartışma konusu. Bu nedenle de, içinde yaşadığımız yoğun iç ve dış rekabet ortamında, üstelik Avrupa Birliği gibi bir hedef de belirlenmiş iken, şirketlerimizin kurumsallaşma ve bunun gereği olan "kurumsal yönetim" ilkelerini tüm faaliyetlerinde egemen kılmaları, kanımca ayakta kalabilmelerinin ön şartı haline gelmiştir.


 

Risk Yönetimi ve İç Kontrolün önemini gösteren birkaç örnek verecek olursak,


Risk Yönetimi'nin Önemini Gösteren Örnekler:
 
BARINGS
 
 
Bir dealerın banka adına yaptığı muazzam büyüklükteki alım- satım yükümlülüklerini bankanın karşılayamamasıydı
 

WORLDCOM
 
 

Tüm yetkilerin şirketin en üst düzey
yöneticilerine verilmesi ve onların
yaptıkları aksiyonları sınırlayacak veya
kontrol edecek yönetim kurulu veya
yönetim tarafından kurulmuş hiçbir
mekanizma kurulmaması
ENRON
 
 
Riskler üzerine genel kontroller koyulmadan, yöneticilere ve kişilere asırıinsiyatif verilmesi ve agresif stratejilerin ödüllendirilmesi

 


Tüm bu yaşanan acı tecrübelerden sonra, denetim anlayışında da farlılıklar oluştu. Geçmişte, hata ve birey odaklı olan ve hata arayan ve bireyi cezalandıran   anlayıştan, günümüzde süreç odaklı, yönetime katılımı sağlayan ve yol gösteren bir denetim anlayışı oluşmuş ve iç denetim, danışmanlık ve güvence hizmeti veren bir faaliyet haline gelmiştir.

Şeffaflık, etkin denetim vb.  gibi kurumsal yönetim anlayışının diğer ögelerine gelince; Ekonomisinin önemli bir bölümünün kayıt dışı olduğu bilinen ülkemizde, bu kavramların yerli yerine oturması, özellikle, KOBİ’ ler de kurumsal yönetim yapısının oluşturulması ve kurumsal yönetim ilkelerinin başarılı bir şekilde uygulanması açısından en önemli başarı faktörlerinden biriside İÇ DENETİM VE RİSK YÖNETİMİ’ dir.

Aysel KÖKEZ
İç Denetçi


*(Makale,İktisat Ekonomik Yorum dergisi Mayıs 2008 sayısından alınmıştır)